yuksel's profile..:::: ♥ ♥ ♥ ﻛє и ط ц ...PhotosBlogListsMore Tools Help

..:::: ♥ ♥ ♥ ﻛє и ط ц ĸ α ℓ ط í и ط í я τ α и є s í ´ ﻛ í и ♥ ♥ ♥ ..::::

. ::::███▓▒ spaces yaa ugraşcak başka bişey yokmus gibide yaptigim şeye bak::♥ ▒▓███ ::::

yuksel korkmaz

Occupation
Location
Interests
işte böyle bişey
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
 ASALET YILDIZLAR AZALIR GİTME!!!!!!!!
  
       
 
 
 
BU ŞARKI YARIM KALIR GİTME!
Gitmek yazgısı asılmış boynuma,
Duramam olmadığın hiç bir yerde yar!
Unutulmuş yaralarıma tuzdur adın,
Kavgadır kalbimin gözündeki fer..
Bir devrimin eskimiş yüzüyüm ben,
Derinimde puslu ihtilaller..
Gurbete gidiyorum,
Olmadığın yerin gurbetine...

GURBETE GİDEN DÖNER Mİ BELLİ DEĞİL BİLİRİM
BEN BİR KARAAĞAÇ GÖLGESİ BULDUM,
CEBİMDE ÜMİTLERİM...

Cebimde taşıdım ümitleri yar!
Heybemde ne var ne yoksa çalındı..
Yollarımı kesti haramiler..
Bir ciğerimi sökemediler,
Vermedim, içinde nefesin var diye!
Yanmış süt kokan sabahların eşiğinde bekleyen gece,
Gidiyorum işte..

GİTME AKLIM SENDE KALIR,
UYUYAMAM GECELERİ!
HİÇ AYRILMADIK SENİNLE..

Gidiyorum yar!
İçim köz...
Sözüm söz...
Gidiyorum!
Unutulmuş yaralarıma tuzdur adın yar..
Ne beni seven ardımdan gelsin,
Ne düşmanlarım yoluma çıksın!
Bana bir tek kalabalığım göz kırpsın,
Arsızca.. Fütursuzca..
Tek dileğim ağlama yar!
Birgün gelir, bu hasret biter..
Ağlama yar!..

AĞLAMA YAR!
BİRGÜN GELİR, BU HASRET BİTER,
DÖNECEĞİM AĞLAMA..
BEKLE BENİ AĞLAMA!

Ağlama yar!
Bu aşka yanma..
Örterim de sokakları,
Öyle uyurum..
Yastığım olur bu kentin duvarları.
Ocağım tüter mi bilmem,
Gurbetin soğuk yalnızlığında..
Üşürsen ben yanarım seni ısıtmaya!
Tüter ocağın yangınımla.
Yanmasam tüter miydi ocağın!

YANMASAM OCAĞIN TÜTER Mİ?!
VEFASIZ YAR'E SÖZ GEÇER Mİ?!
HER GÜNÜM YALAN OLDU ŞİMDİ!
SEVDİM SENİ UMUT GİBİ...

Unutulmuş yaralarıma tuzdur adın..
Seni aramaktır, bulmaktır boynumun borcu!
Şehir şehir dolaşırım,
Kovulurum dokuzuncu köyden de uğruna,
Yine de yılmam,
Vaz geçmem seni aramaktan..
Üstüme yıkılan her durak,
Onurudur sensizliğe batmış yüreğimin.
Ve yokluğun..
Alır-gider neyim var neyim yoksa..

ALDI, GİTTİ NEYİM VAR NEYİM YOKSA.
KALANLARSA YALIN YALIN YANGINDI!
BU CAN BU BEDENDEN AYRILMIYORSA,
DAHA ÇOK ACIYLA YANACAK ÖMRÜM.!
Yanan, gönlümün direğidir.
Bir incecik sızı kalır derinimde..
Ve ben bu can bu bedenden ayrılmadan daha,
Yedi geceyi geçtim..
Yedi güvercin vurdum..
Yedi güvercin vurdum..
Yedi yıldız biçtim..
Yedi nehir içtim..
Yedi kez titredim bakışlarının karşısında..
Yedi yemin verdim..
Unutmak kadar acıdır bazen yaşamak!
Ve ne yeminler bozdum,
Geceler büyürken sensiz!
Ne yeminler..
May 19
There are no photo albums.

Feed

The owner hasn't specified a feed for this module yet.

Windows Media Player

undefined

Loading...

♥:::: ♥ Aşk Espirileri ♥ ::::♥

.::::♥ ♥ ﻛє и ط ц ĸ α ℓ ط í и ط í я τ α и є s í ´ ﻛ í и ♥ ♥ .:::: .:::: ♥ ♥ ♥ Aşk Espirileri♥ ♥ ♥ .:::: ♥ Ben ona baktim, o bana bakti, simdi dort cocuga bakiyoruz. ♥ Erkekler belediye otobusu gibidir. Birini kacirirsan bes dakika sonra oburu gelir. ♥ Birakip gittin beni... Seni unuttum sanma, zaman alismayi ogretti belki ama unutmayi asla... ♥ Sen sen ol, kapi onunde ask yapma! Askin gozu kordur ama konsununki asla! ♥ Sana sarilmayi o kadar cok seviyorum ki. Cunku o sirada yuzune bakmam gerekmiyor. ♥ Vefasiz sevgilim alzheimer hastasi bile senin kadar cabuk unutmaz pes... ♥ Butun kizlar cicek olsun, ari olmazsam namerdim. ♥ Bizi cekemediler, halat koptu canim ♥ Para icin evlenme, borc almak daha hesaplidir. ♥ Seni sevdim seveli basim belada seni dusunurken uyuya kaldim helada ♥ Ask dolmaya benzer, iyi sarilmazsa piserken dagilabilir.

undefined

Loading...

:)

 
   

korkmazyuksel@hotmail.com

:D

....

Ayık oL panik yapma rahat oL ßaq daLgana 3 günLük dünya ne sana kaLır ne ßana ..!!!:

gazeteler



www.gazetealemi.com

Hurriyet  RadikalMilliyet Sabah Turkiye Zaman Terkuman Yeni Safak Vatan



17.08.1999

Türkiye'de 17.08.1999 tarihinde saat 03:02'de 7.4 şiddetinde deprem oldu.
> Kocaeli - Gölcük olan merkez üssünden yayılan deprem dalgaları, Kocaeli ve
> ilçelerinin yanısıra Adapazarı (Sakarya), Yalova, ve Istanbul'u (Avcilar)
> vurdu..
>
> Can kaybı resmi rakkamlara göre 15 bin civarında..Ama çoğu kişinin tahmini
> ise 30 bin kadar.. Yaralı sayısı ise 34.000.
>
> İstanbul'da, resmi kayıtlara girmemiş, az ve orta hasarlı, sonraki
> depremlerde dayanmayacak durumda binlerce ev var..
>
> Ardından bir takım "artçı" depremler geldi.. Ve, 12 Kasım 1999 akşamı da
> Bolu-Düzce 7.2 şiddetinde bir depremle yıkıldı. 800 küsur ölü, 5 bin küsur
> yaralı ve dokuzyüz küsur yıkık ev var..
>
> Hemen dini siyasete alet eden yobaz islamcılar ortaya çıktılar.. Bu depremin
> Allah'tan (varsa eğer) gelen bir ceza olduğunu iddia ettiler.. Hatta bu
> konuda bir kitap bile bastırıp dağıttılar. (Sonra da kendilerine göre
> Allah'tan ceza görenlere güya yardımcı olmak için kendi partilerinin ve
> kuruluşlarının reklamını yaparak bir "yardım kampanyası" açtılar.. Bu
> suretle, Allah'ın-varsa eğer- ceza verdiklerine yardımcı olarak
> Allah'a-varsa eğer- karşı gelmiş olmuyorlar mı?)
>
> 2000 yılının Şubat ayında, Nakşibendi tarikatının İsmail Ağa grubundan
> "Cübbeli Ahmet Hoca" adlı bir islam hocasının yaptığı konuşmalar TV ve
> yazılı basında yer aldı. Bu islamiyet hocası, "Deprem faydan oldu diyenler
> şeytandır.." diyerek, kendisinin ve temsil ettiği dinin ne denli bilimdışı
> olduğunu kanıtladı. Kaldı ki, "zina edenlerin taşlanarak öldürülmesini"
> isteyen bu İslam hocası, aynı zamanda "Başı açık gezen erkeklerin müslüman
> sayılmayacağını" da söylüyor.
>
> Yine konumuza dönelim ve 1987-1998 yılları arasında müslüman ülkelerde olan
> büyük depremleri hatırlayalım:
>
> Ülke Tarih Ölü Sayısı
> Türkiye 17.08.1999 15.000-30.000
> Türkiye 27.06.1998 108
> Endonezya 12.12.1992 2.000
> Afganistan 1.2.1991 1.500
> Afganistan 4.2.1998 3.500
> Afganistan 30.5.1998 +3.000
> Iran 21.6.1990 40.000
> Iran 28.2.1997 1.100
> Iran 10.5.1997 2.000
> MIsIr 12.10.1992 552
> Cezayir 18.8.1994 171
> Türkiye 13.3.1992 653
>
>
>
> Halbuki, ne diyor Muhammed'in hazırlamış olduğu ama Allah'tan-varsa eğer-
> geldiğini iddia ettiği kitabı Kur'an:
>
> Enbiya/21:31. Onları sarsmasın diye yeryüzünde bir takım dağlar diktik.
> Orada geniş geniş yollar açtık; ta ki maksatlarına ulaşsınlar.
>
> Nahl/16:15. Sizi sarsmaması için yeryüzünde sağlam dağları, yolunuzu
> bulmanız için de ırmaklarI ve yolları yarattı.
>
> Lokman/31:10. O, gökleri görebildiginiz bir direk olmaksIzIn yarattı, sizi
> sarsmasın diye yere de ulu dağlar koydu ve orada her çeşit canlıyı yaydı.
> Biz gökyüzünden su indirip, orada her faydalı nebattan çift çift bitirdik.
>
> Demekki, dağları depremi önlesin, yer sarsılmasın diye yarattığını iddia
> eden meğerse doğru söylemiyormuş. Dağlara rağmen hâlâ müslüman ülkelerde de
> yer sarsılıyor, deprem oluyor ve müslümanlar ölüyor.. Hem de Türkiye'deki
> yobazların iddia ettiği gibi, sadece türbanla devlet daireleri ve okullara
> girmeyi yasaklayan, Musevi ülke ile ekonomik ve askeri anlaşmalar yapan,
> salonlarında çalgılı-sözlü düğün dernek toplantı yapılan, kadınları kısa
> kollu başları açık gezen Türkiye'de değil; kısa kollu ve başı açık
> kadınların sokağa çıkmasını bile yasaklayan, Musevi ve diğer gayrimüslüm
> insanları "kafir olarak adlandıran, Islam şeriatının en katı olarak
> uygulandığı ülkelerde de "dağları yaratan"ın yarattığı dağlar, depreme mani
> olamıyor, bu şeriatçı ülkelerde olan depremlerle binlerce kişi ölüyor..
>
> Dinci yobazlar, depremin bir "ceza" olduğunu söylerlerken, bu cezaya neden
> dine inanan, halk deyimiyle "namazında, niyazında" olan kişilerin de
> "çarptırıldığını" düşünmüyorlar? Inandıkları Allah-varsa eğer-, suçlu ile
> suçsuzu ayıramayacak kadar beceriksiz mi yoksa?
>
> 12 Kasım 1999 Düzce depremi'nden birkaç görüntüye bakalım.. Aşağıda, yıkılan
> iki cami görüyorsunuz. Deprem, dinci yobazlara göre bir "ceza" olduğundan ve
> "fesat yuvaları"nı vurduğundan çıkacak sonuç; camilerin fesat yuvası olduğu
> mudur?
>
>
> Depremde hasar gören İstanbul camilerinin durumunu öğrenmek için buraya
> tıklayınız
> İkinci resimdeki yıkılan camide, Mehmet Ali Başer adındaki bir vatandaş
> hayatını kaybetti.. Iki vatandaş da ağır yaralandı. Kocaeli depreminde Düzce
> Merkez Büyük Camii'nin minaresi yıkılmıştı. Düzce depreminde de duvarları
> yıkıldı. Kombassan'ın yaptırdığı mescit de yıkıldı.. Kocaeli, Adapazarı,
> Gölcük'te de bir çok cami yıkıldı depremde.. Deprem, Allah'ın-varsa eğer-
> bir cezası ise, bu yıkılan camilere ve ölen dindarlara ne oluyor?
>
> Yine 7,2 şiddetindeki Düzce depreminde, 40 kişinin katıldığı bir mevlit
> okunmakta olan beş katlı bir bina çöktü.. Sadece iki kişi kurtuldu..
> Otuzsekiz kişi hayatını kaybetti.. Ne yaparlarken? Mevlid dinlerlerken..
>
> Dinci yobazların mantığına göre, camiler "ceza" olarak yıkılıyor, dindarlar
> "ceza" olarak ölüyorlar.. Ne cezası? Kime ceza?
>
>
>
> 15.12.2000 akşamı Akşehir'de olan 5.8'lik depremle yıkılan minare, camide
> Teravih namazı kılmakta olan 250 kişiden beşinin ölümüne neden oldu.
>
> Bu arada tarihteki bir başka depremden, 1755 yılında Portekiz'de Lizbon
> Depremi'nden bir örnek verecek olursak, bu depremde kiliseler ve katedraller
> de yıkılmış, şehir neredeyse dümdüz olmuş, ama birtek Genelev ayakta
> kalmıştı. Depremin Tanrı'nın bir cezası olduğunu düşünen geri kafalılar da
> bu durumu görünce söyleyecek söz bulamamışlardı. (Cumhuriyet Pazar Dergisi,
> 12.11.2000)
>
> 26.12.2003 günü islami şeriatla yönetilen ülkelerden birisi olan Iran'ın Bam
> kentinde meydana gelen 6,6 şiddetindeki 12 saniye süren deprem en az 25.000
> kişinin ölümüne neden oldu.
>
> 08.10.2005 sabahı islami şeriatla yönetilen Pakistan'ın dağlık Keşmir
> bölgesinde meydana gelen 7,6 şiddetindeki depremde onbinlerce kişi öldü.
> Güya bilimsel bir kitap olduğu iddia edilen Kuran'da "Enbiya/21/31.
> Yeryuzune, insanlar sarsilmasin diye sabit daglar yerlestirdik; rahat
> gidebilsinler diye aralarinda genis yollar varettik." - "Nahl/16/15-6.
> Yeryuzunde, sarsilmayasiniz diye, sabit daglar, nehirler ve belki yolunuzu
> bulursunuz diye yollar ve isaretler meydana getirmistir. Onlar yildizlarla
> da yollarini bulurlar." - "Lokman/31/10. Allah gokleri gordugunuz gibi
> direksiz yaratmis, sizi sallar diye yeryuzune sabit daglar koymus; orada her
> turlu canliyi yaymistir. Gokten su indirip orada her hos ciftten
> yetistirmisizdir." diyerek dağların depremlerin önlemesi için Allah
> tarafından yaratıldığını yazmaktadır, ama nedense dağlık bir coğrafyada
> onbinlerce kişiyi öldüren depremler olmaktadır.
>
> Depremler, "ceza" değildir. Deprem, doğal bir olaydır. Sebebi bellidir, ne
> zaman olacağı yaklaşık bellidir, dünyanın nerelerinde deprem olacağı
> bellidir. Akıllı insanlar, depremden yıkılmayacak, can kaybına neden
> olmayacak sağlamlıkta ve yerlerde binalar yaparlar.
>
> Unutmayalım ki, Islamiyeti hayat tarzı olarak benimsemiş, Islam şeriatına
> göre yönetilen ülkelerin neredeyse tamamı dünyanın en geri kalmış
> ülkeleridir.
>
> Bugün yeryüzünde iyi örnek alınacak bir tek islam ülkesi bile
> bulunmamaktadır.
>
> Buna karşılık, Tayvan, Meksika ve ABD gibi gayrimüslüm topraklarda olan
> depremler ise, oradaki insanlara bir zarar veremiyor..
>
> Londra, Paris, Newyork, Moskova, Oslo, Stockholm, Berlin, Kopenhag,
> Amsterdam gibi, şeriatçı ülkelerde yapılması külliyen yasak hayat tarzının
> ve özgürlüklerin var olduğu topraklara ise deprem hiç mi hiç uğramıyor!
> Domuz eti yemek bunlarda, içki içmek bunlarda, cinsel özgürlük bunlarda,
> demokrasi bunlarda, laiklik bunlarda.. Ama, Allah-varsa eğer-, bu
> milletleri, cezalandırmak için deprem göndermiyor! Demek ki, Allah-varsa
> eğer-, gayrimüslümleri, müslümanlardan daha çok seviyor!
>
> Demek ki, ya Muhammed doğruyu bilmiyor, ya da Muhammedi kandırılmış(!),
> kandıran varsa eğer..
>
> Ya da, "dağları yaratan", yeterince iyi yaratamamış, defolu iş yapmış ki, o
> dağlara rağmen depremler oluyor!
>
> İşte, bilimsel oldugu iddia edilen ve yeryüzünün en cahil toplumlarının
> "kutsal" kabul ettiği kitabın durumu bu...
>
> En iyisi, müslümanlar, müslümanligi biraksin, da Allah baba-varsa eger-
> onlara deprem yollayamasin.. Yollasa bile zarar veremesin..
>
> Abuk subuk konuşan yobazlara karşı, onların mantığına uygun cevap tarzı işte
> bu!..

ISTANBUL SEMTLERININ ADLARI NERDEN GELIYOR

ISTANBUL SEMTLERININ ADLARI NERDEN GELIYOR

Aksaray:
Fatih'in sadrazamı Ishak Paşa, Iç Anadolu Bölgesi'ndeki Aksaray'ı ele geçirdikten sonra orada yaşayan bölge insanlarını bugünkü Aksaray semtinin
bulunduğu yere gönderir. Aksaraylılar da semte adlarını verirler.

Ahırkapı:
Marmara Denizi'nin kıyısında yer alan yedi ahır kapısından birisi olan bu semte, Padişah atlarının bulunduğu has ahırın yanında yer aldığı için
Ahırkapı ismi verildi.

Aşiyan:
Kuş yuvası. Günümüzdeki ismini şair Tevfik Fikret'in burada bulunan, Farsçada kuş yuvası anlamına gelen 'Aşiyan' isimli evinden alıyor. Bağlarbaşı: Semt, en ünlü bağ ve bahçelerin bir dönem burada yer almasından dolayı bu adla anılıyor.

Bebek:
Semtin isminin nereden geldiği konusunda iki rivayet bulunuyor. Bunlardan ilki, Fatih Sultan Mehmet'in bölgeyi koruması için gönderdiği bölükbaşının Bebek lakaplı olması. Diğeri ise padişahın semtteki bahçesinde gezerken yılan görüp korkan şehzadesine bebek demesi ve bundan sonra bahçesinin bebek bahçesi olarak anılması.

Beşiktaş:
Ilk görüş, semtin ismini Barbaros Hayrettin Paşa'nın gemilerini bağlamak için diktirdiği beş taştan aldığı yönünde. Diğeri ise bir papazın burada
yaptığı kiliseye Kudüs'ten getirdiği beşik taşını koyduğu ve ismin buradan geldiği yönünde.

Beyazıt:
Sultan II. Beyazıt'ın buraya kendi ismiyle anılacak bir külliye yaptırmasından sonra semt, Beyazıt olarak anılmaya başladı.

Beyoğlu:
Semtin isminin nerden geldiği konusunda çeşitli rivayetler bulunuyor. Bunlardan ilkine göre, Islamiyet'i kabul edip burada oturmaya başlayan
Pontus Prensinden adını alıyor semt. Diğerine göreyse, 'Bey Oğlu' diye anılan Venedik Prensinin burada oturmasından geliyor semtin adı. Son
bir rivayet de, burada oturan Venedik elçisine, yazışmalarda, "Beyoğlu" diye hitap edilmesinden semtin bu adla anıldığını söylüyor.

Bakırköy:
Bizanslıların 'Makri Hori' dedikleri semt, 14. yüzyılda Osmanlıların eline geçince 'Makriköy' adını aldı. 1925'te ulusal sınırlar içindeki yabancı
kökenli adların değiştirilmesi sırasında Atatürk'ün isteğiyle semt Bakırköy adını aldı.

Bostancı:
Semt, adını eskiden her türlü meyve ve sebzenin yetiştirildiği bostanlardan biri olmasından alıyor.

Çatladıkapı:
Bizans zamanında yapılan surların Sidera adı bir verilen kapısı, 1532 tarihinde meydana gelen depremde çatlayınca, hem semt hem de kapı
Çatladıkapı olarak anılmaya başladı.

Çemberlitaş:
Bizans'ın en önemli meydanlarından Constantinus Forumu'nun bulunduğu yerdeki büyük sütunlardan birisi olan Çemberlitaş, semte adını verdi.

Çengelköy:
Eskiden gemi çapaları bu köyde yapıldığı için isminin buradan geldiği tahmin ediliyor.

Çıksalın:
Güzel manzaralı, geniş bir çevreye hakim olan bölgeye, halk arasında "çık, salın" denilmeye başlandı.

Eminönü:
Osmanlı döneminde çarşıdaki esnafı denetleme yetkisi 'Emin'lere aitti. Semt, adını burada bulunan 'Gümrük Eminliği'nden alıyor.

Feriköy:
Semt adını Sultan Abdülmecit ve Abdülaziz dönemlerinde yaşayan Madam Feri'den alıyor. Bölgede bulunan geniş topraklar padişah tarafından Madam Feri'nin eşine bağışlanmıştı. Ama eşi ölünce semt onun ismiyle anılmaya başlandı.

Galata:
Gala, Rumca da "süt" anlamına geliyor. Bir rivayete göre Galata'nın adı semtteki süthanelere gönderme yapılarak türetildi. Başka bir görüşe göre ise
Italyanca 'denize inen yol' anlamına gelen 'galata' kelimesi düşünülerek bu isim verildi.

Horhor:
Fatih'te bulunan semt, adını Horhor çeşmesinden alıyor. Rivayete göre Fatih Sultan Mehmet bölge civarında yürürken yerin altından su sesleri duyar ve yanındakilere, "Buraya bir çeşme yapın baksanıza 'hor hor' su sesleri geliyor" der ve buraya bir çeşme yapılır. Çeşme de semt de Horhor ismiyle anılmaya başlar.

Okmeydanı:
Fetih Ordusu kuşatmanın bir kısmını burada kurulan karargâhta geçirmiş. Semtin ismi de böylelikle Okmeydanı olarak kalmış.

Şişli:
Şiş yapımıyla uğraşan ve Şişçiler diye anılan bir ailenin burada bir konağı olduğu ve 'Şişçilerin Konağı'nın zamanla değişikliğe uğrayarak 'Şişlilerin
Konağı' hâline gelmesiyle semtin adının Şişli olarak kaldığı anlatılıyor.

Şaşkınbakkal:
Henüz yerleşimin olmadığı dönemlerde yaz günleri denizden yararlanmak için bölgeye gelenlere bir bakkal dükkânı açıldığını görenler, burada iş
yapılmayacağını düşünerek bakkala "şaşkın bakkal" yakıştırması yaptılar. Bundan sonra da semt Şaşkınbakkal olarak anılmaya başlandı.

Sütlüce:
Bugün Sütlüce semtinin olduğu yerde Süt Menbat isimli bir Rum köyü vardı. Köyün bir köşesindeki bakır bir kadın heykelinin memelerinden su akar; bu suyun, kadınların sütünü çoğalttığına inanılırdı. Bundan dolayı semt, Sütlüce olarak anılır oldu.

Tahtakale:
Sözlük anlamı 'kale altı' olan Taht-el-kale'nin bozulmasıyla Tahtakale'ye dönüşen semtin, Mercan ya da Beyazıt dolaylarındaki eski sur benzeri yapının
aşağı kotunda yer aldığı için bu ismi aldığı tahmin ediliyor.

Taksim:
Osmanlı zamanında sucuların; suyu, halka taksim ettikleri yer, Taksim olarak anılmaya başlandı.

Teşvikiye:
Sultan Abdülmecit'in bir mahalle kurulması için teşvikte bulunduğu semtin adı Teşvikiye olarak kaldı. Bu durumu, Harbiye Karakolu ile Rumeli ve
Valikonağı Caddelerinin kesiştiği kavşakta bulunan iki taş belgeliyor.

Unkapanı:
Bazı satış yerlerinde Arapça'da 'Kabban' adını taşıyan büyük teraziler bulunduğundan, buraları Kapan adını taşırdı. Sahiline buğday ve arpa yüklü
gemiler demirlediğinden, semt bu adı aldı.

Üsküdar:

Bizans devrinde, Skutari denilen asker kışlaları, şehrin bu yakasında yer aldığı için semt Skutarion diye anılıyordu. Bu isim zamanla Üsküdar'a
dönüştü.

Veliefendi:
Hipodrom bir zamanlar Şeyhülislam Veli Efendi'nin sahibi olduğu topraklar üzerinde kurulduğundan semtin adı Veli Efendi'yle anılıyor.

9 dilde Istanbul
Grekçe:
Vizantion
Latince: Bizantium, Antoninya, Alma Roma, Nova Roma
Rumca: Konstantinopolis, Istinpolin, Megali Polis, Kalipolis
Slavca:
Çargrad, Konstantingrad
Vikingce: Miklagord
Ermenice: Vizant, Stimbol, Esdambol, Eskomboli
Arapça : Bizantiya, el-Mahsura, Kustantina el-uzma
Selçuklular zamanında:
Konstantiniyye, Mahrusa-i Konstantiniyye, Stambul
Osmanlıcada: Dersaadet, Deraliyye, Mahrusa-i Saltanat, Istanbul, Islambol, Darü's-saltanat-ı Aliyye, Asitane-i Aliyye, Darü'l-Hilafetü'l Aliye, Payitaht-ı Saltanat, Dergâh-ı Mualla, Südde-i Saadet

Aşk Kurallari

 

   1. Kurallari kadin koyar.
2. Hiç bir erkek asla kurallarin tümünü bilmez.
3. Kurallar her an, önceden haber verilmeksizin, degisebilir.
4. Kadin, erkegin kurallardan yarisindan fazlasini çözdügünü sezdigi anda, kurallari degistirir.
5. Kadin asla yanilmaz.
6. Eger kadin hata yapmissa mutlaka erkegin yanlis yaptigi bir seyden kaynaklanmistir.
7. "Kural 6" durumu meydana geldiginde, erkek mutlaka özür dilemelidir.
8. Kadin, her an fikir degistirebilir.
9. Erkek, kadindan yazili izin almadan fikir degistiremez.
10. Kadin her an sinirli olma hakkini elinde tutar.
11. Erkek, her an sakin olma durumundadir. Ancak, kadin erkege "Sen de sinirlen" emrini verdiyse erkek de sinirlenmelidir.
12. Erkek bu kurallarin nereden çiktigini soracak bir cüret gösterdigi taktirde, bedensel aci duyacagi sekilde cezalandirilmalidir.
13. "Asiklar Günü"nde kadinlarin bu kurallara da uyma mecburiyetleri yoktur, hiç bir kural tanimazlar.

<<< Ben Ve Sen >>>

Öyle bir zamanı yaşıyoruz ki, cedelleşmeler hayatın bir parçası haline geldi. Birileri hep yenmek, diğerleri ise yenilmek zorunda sanki. Büyük balık küçük balığı yutup semirmezse eğer, en büyük balık onu ham yapıveriyor. Her şey matematiksel gibi görünaaüyor aslında: Kaybın tersi, kazanç; kazancın tersi, kayıp.

Lâkin; bir savaştır, alıp başını gidiyorsa, kardeş kardeşin kuyusunu kazıyorsa, analar çocuklarına karşı dürüst değilse ya da kadınlar kocalarına karşı... Peki hâl böyleyken biz, neden hâlâ iki kere ikinin kaç ettiğini hesaplayıp duruyoruz. İki ile ikiyi alt alta koysak da, yan yana koysak da, çarpsak da, toplasak da işlemin sonucunu bulamayız. Çünkü bu işlemin sonucu, hiçbir zaman dört çıkmaz bizim için. Beş eder mi? O da tabiata aykırı...

Görünen o ki matematiksel hesaplarla toplumsal problemlerimizin çözümünü bulamıyoruz.

O halde, "BEN" doyuyorsam, "SEN" doymasan da olur; "BEN" zenginsem, "SEN" açlıktan kıvransan da olur ya da "BEN" yaşıyorsam, "SEN" ölsen de olur. Bu günden ne kotarırsam, felekten ne aparırsam kâr bana.

Ya "SEN"! "SEN"i kim düşünecek? İşte yitirdiğimiz en büyük değer, yenilgilerimizin en büyüğü bu galiba. Fedakârlık ise, zaten içinden çıkamadığımız bir muamma. Kelime anlamı rölatif, fiiliyatı hepten kayıp. Saymakla bitecek gibi değil. Güzellik ve sevgi adına ne varsa hepsi tükendi. Öyle ki, kayıplarımızın çetelesini tutamaz hale geldik. Hep bir savaşımı yaşar dururuz da yanı başımızdaki felaketlerin farkında dahi olmayız. Çünkü, günü birlik ve fert fert yaşıyoruzdur artık.

Çözümsüz değiliz muhakkak. Yenilenlerin kelepçelerini kırması gerekiyor ya da ağlaması gerekiyor birilerinin; tâ ki, "BEN"in nasır tutmuş, kurumuş yüreği ıslanıncaya kadar, fedakârlık nerede yitirildiyse bulununcaya kadar.

Cezayı defterlerimizden silmeliyiz ki, korkmasın suçlular kucaklaşmaya. Şefkati yürek sayfalarına yazmalı ki, melekler bizi kıskansın. Süslenmeliyiz gelinler gibi, gönlünü bize açan her misafiri kapıda karşılamak için.

Fazla söze ne hacet, muştular madde değil sevda; sevgiler gölge değil Leylâ olmalı. Önceliklerimiz "BEN" değil, "SEN ve BEN" olmalı...

ANNELİK

Amerika'nın ünlü doğa parkı Yellowstone National
Park'da çıkan bir yangın sonrası

görevliler, hasar tesbit çalışmaları için ormanda
geziyorlardı. Görevlilerden biri, bir

ağacın dibinde küller içinde neredeyse kömürden bir
heykele dönüşmüş bir kuş gördü.

Görevli, elindeki çubukla hafifçe dokundu kömürleşmiş
kusa. Dokunur dokunmaz küsün

kanatları altından üç küçük kuş yavrusunun
cıvıldayarak çıktığını gördü. Anne kuş,

gelen tehlikeyi farkederek, yavrularını bir ağacın
arkasına getirmiş, kendisinin yanacağını

bile bile onları kanatlarının altında saklamıştı.
Yangın, yayılmadan çok rahatlıkla uçup

oradan uzaklaşması mümkünken yavrularının yanında
kalmayı tercih etmişti. Alevler,

bulunduğu yere varıp küçücük bedenini kavurmaya
başladığında hiç kıpırdamadan kalmıştı.

Bedeni, yanıp kavrulmuştu, ama geriye hiç ölmeyecek
bir "anne" heykeli bırakmıştı...
 

Lan ne demektir?

Türkçemizin en çok kullanılan fakat hakkında en az yazı yazılmış, en az izahata girişilmiş kelimesidir.

Oğulan > oğlan > ulan > lan
Temelde bir hitap şekli olmasına rağmen, daha çok samimi insanlar arasında kullanılması evladır. Medeni ilişkilerde feci ayıp olarak algılanır. Tek başına incelendiğinde belirgin bir anlamı ve kökeni bulunamamaktadır. Oğlan kelimesinden eğilip bükülerek türetildiği sadece ses benzerliğinden yola çıkılmış bir iddiadır. Anadolu`da "ula" şeklinde kullanılmakta fakat oğlan yerine "oğla" denmemektedir.
Bir açıdan bakıldığında kelimenin içinde bir emir kipi de olduğu düşünülebilir. "Davran" "Uyan" emirlerinde olduğu gibi bunda da "ulan" denilerek, bir yere ulaşma emri verilmiş olabilir. Günümüzdeki kullanımla ilgisi olmamakla beraber bu teoriye iyi bir kılıf bulursak belki ayıp olmaktan çıkarabiliriz. Böylece yüksek mevkideki insanların da bu kelimeyi özgürce kullanabilmesine imkan sağlar, bol hayır duası alırız.
Ama Yargıtay ," tartışma sırasında ulan sözünü sarfetmek sövme sayılır " demektedir. Bu durumda ,kullanış biçimine göre hakaret sayılabilir.
Ya Arapçada ya da Farsçada oğlan anlamına gelen, bizde ise sokak dilinin demirbaşı haline gelmiş argo bir sözcüktür.
Fransa`da eşek manasına geldiğine dair söylentiler vardır
Küfür olmayan argo edatı.
Eşekle uzaktan yakından akrabalığı olmayan ünlemcik. Fransızcada fonetik olarak l`âne kelimesinin okunuşu ona benzer, fakat eşek anlamındaki bu "laaannn" kibar ve l harfi dilde ezilerek söylenir. Kısacası bunların hepsi lan`a atılan iftiralardır.
Türkcenin argoda dünya çapında önde olmasının en iyi kanıtı. Duygulara tercüman, dertlere derman olabilen bir sözcük.
Normal ve sorunsuz bir Türk insanının günde en az 20 kere kullandığı samimiyet ifadesi
özellikle kahvede ya da okuldayken bi arkadas nasilsin derse garip gelebilir ama
naber lan deyince aranızdaki samimiyet ve bağlantı belirtilmiş olur anında
Arapça aşağılık demek olduğu da söylenir.
Moğolca ve Buryatca "kızıl" demektir; nitekim gerek moğolistan`ın gerek Rusya Federasyonu`na bağlı Buryat Özerk Cumhuriyeti`nin Başkent isimlerinde geçer bu kelime.

Ulan, elbette ki biraz kurcaladığımızda da anlaşılacağı üzere "oğlan" kelimesinin yamulup bükülmüş halidir.
oğlan=hötöröf yaklaşımının yanı sıra oğlan=adamım yaklaşımına kadar iyi niyet karinesi bağlı olarak dingilder.
Ulan, kızdığınız birine kızıl, komünist demenin Ural Altay dillerinden türetilmiş ve esinlenilmiş şeklidir. (Ulan Bator)
Bu kelime feminel ve maksiler olarak ikiye ayrılır. Kadınlar "ulen" der,erkekler ulan. Aynı şey len-lan için de geçerliydi ama zamanla kadınların kullanmamasıyla birlikte erkekler len`e sahip çıktı, hatta lan`ı terk etti. Uzmanlar ulen`in kullanımının sonlanmasından korkuyor.
İnsanların farklı tonlamasıyla farklı anlamlara girebilen yegane sözcük.
ulan!: kızma belirtisi
ulan?: Bir şey görüp de o nedir şeklinde bakan kişi sözcüğü
hadi lan!: İnanmama belirtisi
ulan ulan ulan: Çaresiz kişi repliği
ulaaaaaan: Şaşırma belirtisi
Sana birşey söyleyeceğim inanmayacaksın lan: Pekiştirme belirteci
Lan kafamı attırma: Giderek kızma belirtisi
Len ne aptalsın bea: Küçümseme belirtisi
Ansiklopedilerde bir ünlem olduğu yazan sözcük.
Türk milletinin dildeki en büyük icraatlarından biri. Yokluğunu dolduracak bir şey kimbilir kaç yy sonra icat edilirdi.
Attila İlhan`ın İstanbul Ağrısı şiirinde bolca kullandığı kelime. Şiiri İstanbul`a seslenerek şöyle bitirir :
"sana taptık ulan unuttun mu sana taptık !.."

...ALINTIDIR...

Asik olunca degisenler

Asik olunca degisenler
 
Kadınların çogu asik olunca degisir.

Bu kadınlar ikiye ayrılırlar. Kendi istegiyle değişenler ve adamın istegiyle degisenler.

İkisinin de özünde yalakalık vardır.

İkisinin de sonunda hüsran vardır.

Biz kücükken bir arkadasim vardı, flörty bir kızdı. Yani çok erkek arkadaşı olmuştu.

Hepsinin kimliğine bürünürdü. Gitar çalanla gitara başlar, yabancı dil kursuna gidenle oraya gider, felsefe okuyanla kitaplarını hatmeder, dalgıçla denize dalardı.

Abartmıştı; artık şekersiz çay içmek bile oğlanlardan birinin mirasıydı.

Gördüğünüz gibi Allah'tan hepsinden iyi birşeyler kaptı. Şimdi bir sürü yeteneği var ama yalnız...

Ha, mutlu mu?
Bilmiyorum.
Zaten herkes karşı tarafa özenir ya...

Uzun saçlılar kısa saçlılara, kısalar uzuna, evliler bekarlara bekarlar evlilere...

Hani bekarlar evlileri, evliler de bekarları her gün sevişiyor zannederlermiş ya, onun gibi...

Ama aşık olunca değişmeyenler, değişenlere özenmez.

Değiştiklerini, adamdan etkilendiklerini bilirler de pek kaale almazlar bunu. Çünkü korkarlar. Adamın dediğini yapmazsa onu sevmeyeceğinden korkarlar.

Halbuki tam tersidir; adam onu kendi istediği yaptıkça ondan soğur.

Nedeni de gayet açık ortadadır aslında;

Kadın değişir, değişir ve artık adamın aşık olduğu kadın olmaktan çıkar.

Sonra ikisi de yani adam da kadın da bu işin nasıl olduğuna hayret ederler.

Kadın, "Elimden geleni yaptım, daha ne istiyor?" der. Adam da, "Benim tandığım kadın değilsin. Çok değiştin..."

Ne acayip değil mi?
Ama öyle...
Değisme konuları da hep aynıdır.

Mesela arkadaşlarınız...
Aralarında en gerzek olanlarla arkadaşlık etmenizi ister. Akıllı, bekar kadınlara tahammül edemezler.

Sizi baştan çıkaracaklarına inanırlar. Siz salaksınız ya!

Ama siz yavaş yavaş onunla ilişkinizi soğutmaya başlarsınız. Arkadaşınız için direnmezsiniz.

Sonra gücü yetiyorsa, ailenize takar kafayı. Siz iki ara bir derede kalırsınız, iki tarafa da iyi görünmek, durumu çaktırmamak için didinip durursunuz. Yıpranırsınız.

İşinizi de sevmezler. Mutlaka küçümseyecek bir tarafını bulurlar. Çalışmanızı isterler, başkalarının yanında bununla gurur duyarlar ama sizin yüzünüze karşı bunu söylemezler. Ne bileyim, biraz rakip olarak mi görüyorlar nedir? Zaten genel olarak iltifat etmeyi de sevmezler.

"Ben böyleyim" ayağı...

Olma kardeşim! öyle olma...

Geliştir kendini...
Öküz müsün?
Yazdıkça doluyorum ben de...

İltifatı bırak, hiç üşenmeden bir kusurunuzu arar bulur ve onu iğneler. Bunu öyle tatlı tatlı yapar ki, sizi komplekse sokar.

Bir de kılık kıyafetinize karışırlar. Oturup kalkmanıza, gülmenize falan...

O kadar uğraşıp, özverilerde bulunup değiştiğinizde ortaya çıkan kadını siz bile sevmezsiniz.

Eski fotoğraflarınıza baktığınızda gözleriniz dolar. Artık eskisi gibi gülemediğiniz aklınıza gelir.

Yeni haliniz iyi değildir...

Ya çok kötü anlattım, farkındayım ama ben iyi gitmeyen ilişkilerden bahsediyorum. Ve sadece "Değişmeyin" diyorum.
 

ASLINDA AŞK DAYANIKLI BİR MADDE DEĞİLDİR!! !

ASLINDA AŞ K DAYANIKLI BİR MADDE DEĞİLDİR!! !

Aşk doğa eczanesinde nasıl elde edilir?

İlacın Adı: Aşk

Familya: Sevdaca

Bitki Adı: Aşkus Tadarus

Elde Edilişi: Aşkı elde etmek için türlü yöntemler vardır. Birinci yöntem için ilkel maddeler,para,bir çift söz ve bir çift kesici gözdür. Fakat bu yöntem pahalı olduğu için, endüstride başka yollarla elde edilir. Özellikle orta insanlar arasında aşk, parasız-pulsuz, belirli bir süre "gözleme" yardımı ile elde edilir. Bu şekilde elde edilen aşk saf değildir. Çeşitli randevularla kristalleştirilir ve daha sonra saf olarak elde edilir.

Fiziki Özellikleri: Pembe renkli kristallerden olusur. Kalpte yerleşir. Keskin lezzetlidir. Özellikle iç organlarda hissedilir. İlk resmi tanımı Adem ile Havva tarafından yapılmış, sonra insanlar tarafından geliştirilmiştir.

Kimyasal Özellikleri: Kaba sözlerden alınır. Formülü hemen değişir. Aslında aşk dayanıklı bir madde değildir. Parasızlık, sefillik, yalancılıkla "geçimsiz" bir ilaçtır.

Saflık Muayenesi: Aşkın ne ölçüde "saf" olduğunu anlamak için ihanet, aldatma, matrak geçmeyle ne ölçüde dayanıklı olduğu anlaşılır.

Miktar Tayini: Aşk enjekte edilmiş ve hassas tartılmış bir insan, bir haftada kilo kaybederse bu uluslararası ölçülere göre en az Romeo-Juliet, Türk ölçülerine göre Leyla Mecnun aşkına eşittir.

Kullanışı: Nisan ve nikahta az dozlarla alınmalı, fazla miktarı, magandalardan para kopartmada kullanIılır. Aşk çeşitli biçimlerde görülebilir. Bilim aşkı, sanat aşkı, doğa aşkı gibi..

Teşhisi: Kalp çarpıntısı. Uçma hissi, gözlerde kararma, sevdiğinden başkasını görememe şeklinde özel bir körlük. Mantık kaybı. Uykusuzluk, iştahsızlık, terleme..

Kullanışı: Kalbi hızlandırmak için, alçak dozda.Sinir sistemini uyarmak için yüksek dozda. Moral ve cesaret verici neşelendirici. Ancak belli dozu yoktur. Hiç alınmazsa kişide kompleks yaratır.Yüksek dozda öldürücü, alçak dozda guldurucu etkisi vardIr.

İlacın Reklamı İçin Uygun Slogan: Karanfilim ez beni, çift kanatlı tülbentten süz beni, sen kalem ol ben divit, reçeteye yaz beni...

En güzel komik duvar yazıları

http://www.resimload.com/140714/Lwyjxg3a.jpg
  Avrupadan gelen soğuk hava dalgası, ülkemizi etkisi altına aldı.. Yok abi, Avrupa bizi sevmiyor işte, kabul edelim artık!..
 
 
Uzun lafın kısası : U.L.
 
 
Oyunu ayakta alkışladım, oturacak yer yoktu...
 
 
Cinayet masası, idam sehpası, elektrikli sandalye, ölüm döşeği... Bu ev pek tekin değil hanım.. Yürü gidelim...
 
 
Zencinin biri denize düşerse ne olur? Tabii ki ıslanır..
 
 
Yumurtanı sahanda mı yersin? Yoksa deplasmanda mı?
 
 
Alfabe artık 28 harf, "O" şimdi asker!
 
 
Ağrı kesicin varda, Erciyes kesicin de var mı?
 
 
Volkswagen Pass-at , Şahsi oynama !
 
 
1 , 2 , 3 TIP!.. Hayır!?! 1, 2, 3 Mühendislik !
 
 
Her hakkı saklıymış. Bende de bunca Hakkı nerede diyordum.
 
 
Maaş 250 milyon mu? Aaa başlarım böyle işe haa..
 
 
Atı alan Üsküdar'ı geçti. Biz takibe devam ediyorum merkez. Tamam!..
 
 
Kedi ulaşamadığı ciğere mundar der. Ondan sonra "Konuşan kedi" olarak çok meşhur olur.
 
 
Kızımı ne doktorlar, ne mühendisler istedi. Bizde baktık evde kalacak,size verelim dedik, berber bey oğlum!..
 
 
Sigaraya ayrı, içkiye ayrı paramı veriyorsun. Tütün kolonyası iç...
 
 
Seni görünce gözlerim dolar, kulaklarım mark.
 
 
Kadın hakkı diye bir şey yokur. Çünkü Hakkı erkek ismidir...
 
 
Ağlarsa anam ağlar gerisi playback yapar...
 
 
Kendim için bir şey istiyorsam namerdin Allah'ım anneme güzel bir gelin nasip et!! Aminnnnnn...
 
 
Yıkanan Ton'a ne denir? Washington!
 
 
Geçen gün bir taksi çevirdim, hala dönüyor!
 
 
Cin Ali mavi mürekkebe düşerse ne olur? Blue Jean.
 
 
Kitabım evde kaldı. Aaa ben kitabını evli sanıyordum!
 
 
Mevlana neden çok dönüyormuş? Çift okey gelmişte ondan...
 
 
Basamakta durmayın otomatik kapı çarpar, böler, karekökünü alır...
 
 
Bak Barbie'ciğim,sen daha TOY sun.
 
 
Türkiye'de en demokratik olay, trafik kazaları; herkes eziliyor...
 
 
Tüh!.. Amortiyi tek rakamla kaçırdım yine...
 
 
Oğlum,senin zayıflaman için daha 40 fırın ekmek yemen lazım..
 
 
Suçlu ayağa kalk!..Çocuklu bayana yer ver!..
 
 
Daha son kullanma tarihine çok var, Yavaş iç şu meyve suyunu...
 
 
Beni deniz tutar, Ali tutar, Cem tutar.. Severler beni..
 
 
Bayram değil, seyran değil.. Allah Alah!... Bir türlü çıkartamadım sizi..
 
 
Hava korsanı uçağı kaçıracaktı,yapamadı.. Çünkü; uçağı kaçırdı...
 
 
Çingeneler Amerikayı nasıl okur? ABE DE..
 
 
Ödümü patlattın.. 80 yıla kadar ölürsem sebebi sensin.
 
 
İyi ki Italya'da doğmamışız! Neden? Çünkü İtalyan'ca bilmiyoruz!
 
 
Sizin araba ne malı? Alman malı! Bizimki de kliMALI!
 
 
Yangın dolabını açarsan ne olur? Yang kızar...
 
 
Adamın biri yarın ölücem demış. Yarmışlar hakkaten ölmüş...
 
 
İnsanları niye kafasına su dökerek uyandırırlar? Çünkü suyun kaldırma kuvveti vardır.
 
 
Köfteyle möfte arasında ne fark vardır? Biri kıymadan yapılır diğeri mıymadan...
 
 
Geçen gün ben kamyonu sürdüm, Leonardo da Vinci...
 
 
Fransızların nesi eksiktir? "Fran"ları tabii ki!
 
 
Çok iyi göbek atan kazana ne denir? İyi oynayan kazansın!
 
 
Tem otoyoluna muz düşerse ne olur? TemMUZ...
 
 
Yerin kulağı war benim de kulağım war. Ben yer miyim? Hayır yemem...
 
 
Bir adam karısını dövüyormuş, kapı calmış karısını dövmeye bırakmış, neden? Eşek sudan gelmiş.
 
 
Tomi'nin annesi kimdir? AnaTOMİ
 
 
Adam bilgisayar başında uyuyakalmış. Ertesi gün nezle olmuş. Neden? Windows açık kalmış.

100 Dilde Seni Seviyorum demek

-Afrikaans: Ek het jou liefe

-Afrikaans: Ek is lief vir jou

-Albanian: te dua

-Albanian: te dashuroj

-Alentejano(Portugal): Gosto De Ti, Porra!

-Alsacien: Ich hoan dich gear

-Amharic: Afekrishalehou

-Arabic: Ana Behibak (to a male)

-Arabic: Ana Behibek (to a female)

-Arabic: Ib'n hebbak.

-Arabic: Ana Ba-heb-bak

-Arabic: nhebuk

-Arabic: Ohiboke (male to female)

-Arabic: Ohiboka (female to male)

-Arabic: Ohibokoma (male or female to two males or two females)

-Arabic: Nohiboke (more than one male or female to female)

-Arabic: Nohiboka (male to male or female to male)

-Arabic: Nohibokoma (m. to m. or f. to two males or two females)

-Arabic: Nohibokom (m. to m. or f. to more than two males)

-Arabic: Nohibokon (m. to m. or f. to more than two females)

-Arabic: (not standard) Bahibak (female to male)

-Arabic: (not standard) Bahibik (male to female)

-Arabic: (not standard) Benhibak (more than one male or female to male)

-Arabic (not standard) Benhibik (male to male or female to female)

-Arabic: (not standard) Benhibkom (m. to m. or female to more than one male)

-Assamese: Moi tomak bhal pau

-Basc: Nere Maitea

-Batak: Holong rohangku di ho

-Bavarian: I mog di narrisch gern

-Bengali: Ami tomAy bhAlobAshi

-Bengali: Ami tomake bhalobashi.

-Berber: Lakh tirikh

-Bicol: Namumutan ta ka

-Bolivian: Quechua qanta munani

-Bulgarian: Obicham te

-Burmese: chit pa de

-Cambodian: Bon sro lanh oon

-Cambodian: kh_nhaum soro_lahn nhee_ah

-Canadian: French Sh'teme (spoken, sounds like this)

-Cantonese: Moi oiy neya

-Cantonese: Ngo oi ney

-Catalan: T'estim (mallorcan)

-Catalan: T'estim molt (I love you a lot)

-Catalan: T'estime (valencian)

-Catalan: T'estimo (catalonian)

-Cebuano: Gihigugma ko ikaw.

-Chickasaw: chiholloli (first "i" nasalized)

-Chinese: (see the entries for mandarin or cantonese!)

-Corsican: Ti tengu cara (to female)

-Corsican: Ti tengu caru (to male)

-Croatian: LJUBim te

-Czech: miluji te

-Czech: MILUJU TE! (colloquial form)

-Danish: Jeg elsker dig

-Dutch: Ik hou van jou

-Dutch: Ik ben verliefd op je

-Ecuador: Quechua canda munani

-English: I love you

-English: I adore you

-Esperanto: Mi amas vin

-Estonian: Mina armastan sind

-Estonian: Ma armastan sind

-Farsi: Tora dust midaram

-Farsi: Asheghetam

-Farsi: (Persian) doostat dAram

-Filipino: Mahal ka ta

-Filipino: Iniibig Kita

-Finnish: Mina" rakastan sinua

-Flemish: Ik zie oe geerne

-French: Je t'aime

-French: Je t'adore

-Friesian: Ik hald fan dei

-Gaelic: Ta gra agam ort

-German: Ich liebe Dich

-Greek: s'ayapo r

-Greek: (old) (Ego)

-Greenlandic: Asavakit

-Gujrati: Hoon tane pyar karoochhoon.

-Hausa: Ina sonki

-Hawaiian: Aloha I'a Au Oe

-Hebrew: Ani ohev otach (male to female)

-Hebrew: Ani ohev otcha (male to male)

-Hebrew: Ani ohevet otach (female to female)

-Hebrew: Ani ohevet otcha (female to male)

-Hindi: Mai tumase pyar karata hun (male to female)

-Hindi: Mai tumase pyar karati hun (female to male)

-Hindi: Main Tumse Prem Karta Hoon

-Hindi: Mai Tumhe Pyar Karta Hoon

-Hindi: Main Tumse Pyar Karta Hoon

-Hindi: Mai Tumse Peyar Karta Hnu

-Hindi: Mai tumse pyar karta hoo

-Hokkien: Wa ai lu

-Hopi: Nu' umi unangwa'ta

-Hungarian: Szeretlek

-Hungarian: Szeretlek te'ged

-Icelandic: Eg elska thig

-Indi: Mai Tujhe Pyaar Kartha Ho

-Indonesian: Saya cinta padamu (Saya, commonly used)

-Indonesian: Saya cinta kamu ( " )

-Indonesian: Saya kasih saudari ( " )

-Indonesian: Aku tjinta padamu (Aku, not often used)

-Indonesian: Aku cinta padamu ( " )

-Indonesian: Aku cinta kamu ( " )

-Iranian Mahn: doostaht doh-rahm

-Irish: taim i' ngra leat

-Italian: ti amo (if it's a relationship/lover/spouse)

-Italian: ti voglio bene (if it's a friend, or relative)

-Japanese: Kimi o ai shiteru

-Japanese: Aishiteru

-Japanese: Chuu shiteyo

-Japanese: Ora omee no koto ga suki da

-Japanese: Ore wa omae ga suki da

-Japanese: Suitonnen

-Japanese: Sukiyanen

-Japanese: Sukiyo

-Japanese: Watashi Wa Anata Ga Suki Desu

-Japanese: Watashi Wa Anata Wo Aishithe Imasu

-Japanese: Watakushi-wa anata-wo ai shimasu

-Japanese: Suki desu

-Javanese: Kulo tresno

-Kannada: Naanu Ninnanu Preethisuthene

-Kannada: Naanu Ninnanu Mohisuthene

-Kiswahili: Nakupenda

-Klingon: qabang

-Klingon: qaparHa' (depends where in the galaxy you are)

-Korean: No-rul sarang hae (man to woman in casual

-Korean: Tangsinul sarang ha yo

-Korean: Tangshin-ul sarang hae-yo

-Korean: Tangsinul Sarang Ha Yo

-Korean: Tangshin-i cho-a-yo (i like you, in a romantic

-Korean: Nanun tangshinul sarang hamnida

-Korean: Nanun Dangsineul Mucheog Joahapnida

-Korean: Nanun Dangsineul Saranghapnida

-Korean: Nanun Gdaega Joa

-Korean: Nanun Gdaereul Saranghapnida

-Korean: Nanun Neoreul Saranghanda

-Korean: Gdaereul Hjanghan Naemaeum Alji

-Korean: Joahaeyo

-Korean: Saranghae

-Korean: Saranghaeyo

-Korean: Saranghapanida

-Lao: Koi muk jao

-Lao: Khoi huk chau

-Latin: Te amo

-Latin: Vos amo

-Latin: (old) (Ego) amo te (ego, for emphasis)

-Latvian: Es milu tevi (Pronounced "Ess tevy meeloo")

-Lebanese: Bahibak

-Lingala: Nalingi yo

-Lisbon: lingo gramo-te bue', chavalinha

-Lithuanian: TAVE MYLIU (ta-ve mee-lyu)

-Lojban mi: do prami

-Luo: Aheri

-Macedonian: SAKAM TE!

-Madrid: lingo Me molas, tronca

-Malay: Saya cintakan mu

-Malay: Saya sayangkan mu

-Malay/Indonesian: Saya sayangkan engkau

-Malay/Indonesian: Saya cintakan awak

-Malayalam: Njyaan Ninne' Preetikyunnu

-Malayalam: Njyaan Ninne' Mohikyunnu.

-Malayalam: Ngan Ninne Snaehikkunnu

-Malaysian: Saya Cintamu

-Malaysian: Saya Sayangmu

-Malaysian: Saya Cinta Kamu

-Mandarin: Wo ai ni (Wo3 ai4 ni3 in tonal notation)

-Marathi: me tujhashi prem karto (male to female)

-Marathi: me tujhashi prem karte (female to male)

-Marathi: Mi tuzya var prem karato

-Mohawk: Konoronhkwa

-Navaho: Ayor anosh'ni

-Ndebele: Niyakutanda

-Norwegian: Eg elskar deg (Nynorsk)

-Norwegian: Jeg elsker deg (Bokmaal) (pronouncedyai elske dai) Op Op Lopveop Yopuop

-Osetian: Aez dae warzyn

-Pakistani: Mujhe Tumse Muhabbat Hai

-Persian: Tora dost daram

-Pig: Latin Ie Ovele Ouye

-Polish: Kocham Cie

-Polish: Ja cie kocham

-Polish: Yacha kocham

-Polish: Kocham Ciebie

-Portuguese: Amo-te

-Portuguese: (brazilian) Eu te amo

-Punjabi: Mai taunu pyar karda

-Punjabi: Main Tainu Pyar Karna

-Quenya: Tye-mela'ne

-Romanian: Te iu besc

-Romanian: Te Ador

-Russian: Ya vas liubliu

-Russian: Ya tebya liubliu

-Russian: Ya polubeel s'tebya

-Russian: (malincaya) Ya Tibieh Lublue

-Scot: Gaelic Tha gra\dh agam ort

-Serbocroatian: Volim t

-Serbocroatian: Ljubim te

-Shona: Ndinokuda

-Sinhalese: Mama oyata adarei

-Sioux: Techihhila

-Slovak: lubim ta

-Slovene: ljubim te

-Spanish: Te quiero

-Spanish: Te amo

-Srilankan: Mama Oyata Arderyi

-Swahili: Naku penda (followed by the person's name)

-Swedish: Jag a"lskar dig

-Swiss-German: Ch'ha di ga"rn

-Syrian/Lebanese: BHEBBEK (to a female)

-Syrian/Lebanese: BHEBBAK (to a male)

-Tagalog: Mahal kita

-Tahitian: Ua Here Vau Ia Oe

-Tamil: Ni yaanai kaadli karen (You love me)

-Tamil: n^An unnaik kAthalikkinREn (I love you)

-Tamil: Naan Unnai Kadalikiren

-Tcheque: MILUJI TE^

-Telugu: Neenu ninnu pra'mistu'nnanu

-Telugu/india: Nenu Ninnu Premistunnanu

-Thai: Phom Rak Khun (formal, male to female)

-Thai: Ch'an Rak Khun (formal, female to male)

-Thai: Khao Raak Thoe (affectionate, sweet, loving)

-Thai: Phom Rak Khun

-Tunisian: Ha eh bak *

-Turkish: Seni seviyorum

-Ukrainian: ja tebe koKHAju (real true love)

-Ukrainian: ja vas koKHAju

-Ukrainian: ja pokoKHAv tebe

-Ukrainian: ja pokoKHAv vas

-Urdu: Mujhe tumse mohabbat hai

-Urdu: Main Tumse Muhabbat Karta Hoon

-Vietnamese: Em ye^u anh (woman to man)

-Vietnamese: Toi yeu em

-Vietnamese: Anh ye^u em (man to woman)

-Vlaams: Ik hue van ye

-Vulcan: Wani ra yana ro aisha

-Welsh: 'Rwy'n dy garu di.

-Welsh: Yr wyf i yn dy garu di (chwi)

-Yiddish: Ich libe dich

-Yiddish: Ich han dich lib

-Yiddish: Ikh Hob Dikh Lib

-Yugoslavian: Ya te volim

-Zazi: Ezhele hezdege (sp?)

-Zulu: Mena Tanda Wena

-Zulu: Ngiyakuthanda!

YAAA ISTE OYLEYMIS **SEKEEERR**

Dünyayı sel bassa kimlere vız gelir?

*senin gibi ördeklere*

Eşekler neden kervanın önünde yürürler?

*aşağılık kompleksinden*

Hangi kalemle yazı yazılmaz?

*kontrol kalemi ile*

Timsahlar neden gazete okumazlar?

*insanlarla ilgili konular onları ilgilendirmez şeker*

Bir saat günde 13 defa çalarsa neyi gösterir?

*bozuk olduğunu*

Kimler çalışırken sigara içemez?

*dalğıçlar*

Balıklar neyi sevmez?

*ızgara olmayı*

İtfayeciler neden kırmızı kemer takarlar?

*pantolonları düşmesin diye*

Bir ağaçtan bir zencinin koluna düşen böcek ne diye feryat eder?

*eyvahhh karakola düştük*

Hangi yürüyüşte ayakkabılarımızı çıkartırız?

*sessiz yürüyüşte*

İnek kuyruğunu niçin sallar?

*sütüne sinek düşmesin diye şeker*

Türkçede en uzun sözcük hangisidir?

*lastik*

Ankara neden soğuktur?

*06 olduğu için*

Ne zaman 2*2 dörtten fazla eder?

*2 ile 2 yanyana olduğu zaman*

Hiç solmayan çiçek hangisidir?

*yapma çiçek*

İnsanlara hüzün verici yaş hangisidir?

*gözyaşı*

Türkiye'nin en tatlı dağı hangisidir?

*elma dağ*

Sinamada önümüze bir ayı oturursa ne yapmış oluruz?

*filmin büyük bir bölümünü kaçırmış oluruz*

Dünyanın en büyük kirazı nerede yetişir?

*tabikii kiraz ağacında şeker*

Patlıcan harakeri yaparsa ne olur?

*karnıyarık olur tatlı*

Renkli televizyon siyah beyaz televizyona ne der?

*rengin solmuş*

Hiç diş ağrısı çekmeden dökülen şey nedir?

*tarak*

Bir zenci kutuplara giderse ne olur?

*çikolotalı dondurma*

Nerde Cuma Salı dan önce gelir?

*sözlükte*

Kulak ne işe yarar?

*gözlük takmaya*

Dana kuyruğunu niçin sallar?

*kut,yruk danayı sallayamadığı için şeker*

Sıfır sekizi görünce ne der?

*ne kadar sıkılgan, beni görünce belini sıktı*

Karınca ata binmiş ve ata ne demiş?

*hadi bakalım.. lüne parka gidelim*

İnekler neden çıngırak takarlar?

*tabiki kornaları olmadığı için şeker*

Elmanın iyisini kim yer?

*armuttan hoşlanmayan ayılar*

Hangi barajda top oynanmaz?

*Futbolcuların kurduğu barajda*

Yeniçeriler niçin kazan kaldırmışlar?

* o tarihlerde halter olmadığı için şeker*

 Duvardaki  barometrenin düşmesi neyi gözterir?

*çivisinin iyi çakılmadığını*

Görünen köy ne istemez?

*dürbün*

İnsanlar nerede ve nasıl susuz banyo yaparlar?

*plajda güneş banyosu tatlı*

Kirpi kaptüse ne der?

*anneciğim*

Bir kadın apartmanın 8. katından 6 ayda düşmüş niçin?

*6  kere ay aya demiş*

Patladığı halde ses çıkarmayan şey nedir?

*sivilce*

Pireler ne diye zıplarlar?

*hop hop diye*

Bir kaptan gemiyi ne zaman terk eder?

*karaya çıkıp evine giderken şeker*

Patişahlar neden tahta otururlar?

*henüz koltuk bulunmadığı için*

Ayaklarımızda ellerimiz gibi olsaydı ne yapardık?

*ne yapacağız şeker, çorap yerine eldüven giyerdik*

Nasrettin Hoca eşeğine ne zaman ters biner?

*eşeğin dikiz aynası kırıldığında*

Penguenler niçin sandalyeye oturmazlar?

*smokinleri buruşmasın diye*

Kırmızı pelerine hangi boğalar sinirlenmez?

*kör boğalar*

Siğara içeni köpek ısırmaz niçin?

*çünkü her yerde herkesten sigara isterler*

Bir kartal bir kartala ne demiş?

*vay be tıpkı bana benziyorsun demiş*

Ürök ninile dilimizde hangi anlamda geçer?

*elinin körü*

Yağmur yağarken balıklar neden şemsiye kullanmaz?

*balıkçılara yerlerini belli etmemek için şekercik*

Hacılar içinde hiç uykusu gelmeyen hangisidir?

*hacı yatmaz*

Bir laz pilot ucagi nasil ucurur?

*dinamitle*

Bir laz gulmekten katila katila olmus...Otopsi yapmislar...

*espriyi bulamamışlar*

Bir lazi sinifta nasil teshis edebilirsiniz?

*öğretmen tahtayi silerken o da defterini siler*

Bir lazi cenazede nasil teshis edebilirsiniz?

*sadece o hediye getirmiştir*

Dolapta iskelet ne anlama gelir?

*laz saklambaç oynamış*

Lazlar buz dolabinda nicin bos sise bulundurur?

*içki içmeyen misafirler için*

Yasanmis olay...

> >> > Bu olay, Marmara Üniversitesi İngiliz Dili ve

> >> > Edebiyatı

> >> > Bölümü'nü 1993 yılında bitiren Dilek isimli bir

> >> > kızın başından geçmiş.

> >> > (Böyle anlatılıyor, soyadı yok) Dilek bir gün

> >> > okuldan çıkmış, durakta

> >> > minibus bekliyomuş. Yalnız korkunç yağmur

> >> > yağıyormuş bu arada. Kızın önüne

> >> > bir araba yanaşmış. İyi giyimli, temiz yüzlü bir

> >> > genç, "yanlış anlamayın

> >> > n'olur. Ben de yakın zamana kadar öğrenciydim.

> >> > Islanmayın, gelin ben sizi

> >> > uygun bi yere kadar bırakayım"
>demiş. Dilek, başta

> >> > biraz tereddüt etmiş ama

> >> > çocuğun iyi niyetine inanmış ve arabaya

> >> > binmiş.Yolda sohbet filan etmişler.

> >> > Hoslanmışlar birbirlerinden. Çocuk,

> >> > lütfen izin verin sizi evinize bırakayım. Bakın

> >> > yağmur da

> >> > iyice hızlandı" demiş, Dilek kabul etmiş tabii.

> >> > Sohbet

> >> > iyice koyulaşmış. Kızın evine gelmişler, bu arada

> >> > telefon değiş tokuşu

> >> > yapmayı da ihmal etmemişler. Dilek çok etkilenmiş

> >> > çocuktan. O hafta her

> >> > telefon çaldığında yüreği hop etmiş, "Ay benimki mi

>arıyor?" diye telefona

> >> > koşmuş. Ama arayan olmamış maalesef. Dilek yüzünü

> >> > kızartıp çocuğu aramaya

> >> > karar vermiş, "Belki numaramı kaybetmiştir,

> >> > n'olucak ki ben arasam" deyip

> >> > kandırmış kendini. Telefonu ağlamaklı bi kadın sesi

> >> > açmış. Meğer teyze,

> >> > bizim çocuğun annesiymiş ve hıçkıra hıçkıra,

> >> > oğlunun trafik kazasında öldüğünü söylemiş.

> >> > Anlattıklarından Dilek anlamış

> >> > ki, çocuk onu bıraktıktan 5 dakika sonra yapmış

> >> > kazayı. "Keşke eve

> >> > bırakmasaydı. Benim bunun sorumlusu" diyerek hemen

> >> > kendini
>suçlamaya

> >> > başlamış. Suçluluk duygusundan kurtulmak

> >> > için teyzeden adresi almış, "En azından

> >> > başsağlığına gideyim bari" diye

> >> > düşünmşü. Ziyaret ağlamaklı ve de yaşlı geçmis.

> >> > Ayrılma vakti geldiğinde

> >> > iyice havaya giren kız, "Bana oğlunuzdan bi hatıra

> >> > verir misiniz? Onu

> >> > gerçekten çok sevmiştim" demiş. Bunun üzerine anne

> >> > içeriye gitmiş,

> >> > döndüğünde elinde çocuğun kaza günü

> >> > üzerinde olan

> >> > gömlek varmış. Üstelik de

> >> > hala kanlar içindeymiş gömlek. Dilek çok kötü

> >> > olmuş,
>gömleğin niye

> >> > saklandığı! ve niye ona verildiği anlamsızlığına

> >> > rağmen yine de kadını

> >> > kıramayıp almış kanlı gömleği. Ama eve gelir gelmez

> >> > ilk işi gömleği yıkayıp

> >> > ütülemek olmuş. Bütün gece gömleğe baka baka,

> >> > ağlamış. Sürekli de, "Onu ben

> >> > öldürdüm, onu ben öldürdüm" diye tekrar

> >> > ediyormuş

> >> > kendi kendine. Artık

> >> > ağlamaktan bitap düştüğünde gömleği yastığıinın

> >> > altına koymuş ve yatmış.

> >> > Sabah uyandığında kendini daha iyi hissediyomuş.

> >> > Ama yastığı kaldırdığında

> >> > bir de
>görmüş ki gömlek yine kanlar içinde.

> >> > İnanamamış bu duruma.

> >> > "Herhalde dün o kafayla iyi yıkayamadım" diyerek

> >> > yeniden yıkamış gömleği.

> >> > Ama ertesi sabah da hiç bi değişiklik yokmuş

> >> > gömlekte, yine kanlar

> >> > içindeymiş. Bunun üzerine Dilek girdiği ruhsal

> >> > çöküntünün de etkisiyle bir

> >> > hocaya

> >> > gitmeye karar vermiş. Çünkü başına gelen olayı

> >> > mantıksal olarak bir türlü

> >> > açıklayamıyormuş. Çevresinden edindiği bilgiyle

> >> > değerli bir insan olan Rıza

> >> > hocayı bulup olayı başından sonuna anlatmış. Rıza

> >> > hoca uzun uzun dualar

> >> > okuduktan sonra Dilek? e gömleği neyle yıkadığını

> >> > sormuş. Dilek de tam iki

> >> > kez deterjanla yıkadığını, ilk başta gömleğin

> >> > temizlendiğini fakat sabah

> >> > tekrar kanlar içinde olduğunu ağlayarak anlatmış.

> >> > Bunu duyan Rıza hocanın

> >> > gözleri faltaşı gibi açılmış ve ellerini Dileğin

>kafasına dokundurarak

>sorunun çözümünü söylemiş :

> "A benim salak kızım, hiç normal deterjanla kan

>lekesi çıkar mı?

>Hem renkli hem de renksiz çamaşırlarında Ariel

>kullanmalısın!"

>hehehehehe...

>nasıl???

>Gıcık oldunuz değil mi?
ALINTI

EĞER BİR GÜN

EĞER BİR GÜN

 

Eğer bir gün…
Sevmek istersen.. 
                Önce  kendini sev..                
                   Daha sonra da                    
İstersen BENİ…!


 

Ama BENİ;
Beni sever gibi degil..
Kendini sever gibi..
SEVMELİSİN…!


 

Çünkü.. BEN ..
        Seni öyle               
SEVDİM…!!

Beni Unutma

Beni Unutma
 
Bir gün gelir de unuturmuş insan
En sevdiği hatıraları bile
Bari sen her gece yorgun sesiyle
Saat on ikiyi vurduğu zaman

Beni beni unutma
Beni beni unutma
Beni beni unutma

Çünkü ben her gece o saatlerde
Seni yaşar ve seni düşünürüm
Hayal içinde perişan yürürüm
Sen de karanlığın sustuğu yerde

Beni beni unutma
Beni beni unutma
Beni beni unutma

O saatlerde serpilir gülüşün
Bir avuç su gibi içime, ey yar
Senin de başında o çılgın rüzgar
Deli deli esiverirse bir gün
Beni unutma
Ben ayağımda çarık, elimde asa
Senin için şu yollara düşmüşüm
Senelerce sonra sana dönüşüm
Bir mahşer gününe de rastlasa
Beni unutma
 

ÇANAKKALE HARBİNDE TUTULAN BİR GÜNLÜKTEN

ÇANAKKALE HARBİNDE TUTULAN BİR GÜNLÜKTEN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

PATLAMAYAN BOMBALAR

20 Temmuz 1331 'de yevm-i Perşembe sabahleyin İngilizlerin beyaz tayyâresi gelip Akbaş iskelesine 8 adet bomba atıp Cenâb-ı Hak tarafından hiçbir tânesi patlamadı. Her bombanın başına birer nöbetçi koyup erkân-ı harp kumandanına berây-ı mâlûmat bombalar bir vukûatsız yerden çıkarılmıştır.

5 Ağustos 1331 yevm-i Çarşamba günü sabahleyin alaturka saat 2'de düşmanın 3 adet tayyâresi gelip 8 adet iskeledeki vapurlara 7 adet dahi topçularla iskele yanındaki iâşe anbarı önüne bomba attılar. Hafazanallâh. Ehl-i İslâm'ı din gayret ve cesâreti ihsânıyla kazâlardan muhâfaza eden ol pâdişahlar pâdişâhı bizi ve dünyâyı ve cümle mahlûkatı yoktan var eden Rabbim Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri'ne günde dakîka ve saat bin kereler şükürler olsun! Hiçbir zerre kadar kazâ olmadığını gözlerimle gördüm. İşbu deftere kayd ediyorum ki, ey ehl-i İslâm kardeşlerimiz! Rızâ-i Hak için vatanımız ve dînimiz uğruna sıdk u sadâkatle yek-vücût olup dâima çalışmalıyız. Cenâb-ı Hakk'a her an duâ edelim; ordularımızı düşmanlar üzerine gâlib eylesin, âmîn. Muzafferiyeti Cenâb-ı Hak'tan temennî ve niyâz edelim. Ey kardeşlerimiz! Rabbim Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri'nin inâyetiyle 15 mermiden hiçbirisi ehl-i İslâm'a zarar vermedi. Ve bunu aynı zamanda işbu deftere kayd eyledim. Bu defteri kırâat eden efendiler, gerek bizzat kendiniz ve gerekse evlâtlarınız yetiştiğinde askerlikten hiç sakınmayınız. Dünyâda askerlik vazîfesi gibi lezîz bir şey yoktur. Fakat askerlik, kadrini bilene bilmeyenlere pek güç gelir. Heyhat güç gelmesin. Pek şerefli ve pek fazîletli bir meslektir. Hoca efendilere suâl ediniz; bir kimse harp zamanında düşman karşısında bir saat nöbet bekleyip vazîfesini îfâ ederse yedi kere hacc-ı şerîfe gitmiş kadar sevâba muvaffak olur.

12 Ağustos 1331 yevm-i Çarşamba

3 adet düşmanın tayyâresi sabahleyin Akbaş iskelesine 6 adet bomba [attı] biri ateş almadı, diğerleri de elhamdülillâh hiçbir ziyan vermedi. 1 adet de cephâneye bomba attılar, şükür olsun cephâneye tesâdüf etmedi.

22 Ağustos 1331 yevm-i Cumartesi saat 3'te dış denizden düşmanın donanması 22 adet mermi endaht edip Akbaş iskelesine ve civarlarında bulunan demirhane ve tayyâre topçularının ve cephane kollarının yanlarına yakın mermiler düştü ise de hikmet-i lillâh hiçbir kazâ zuhur etmediği [vesilesiyle] Cenâb-ı Lem-yezel Hazretleri'ne şükürler olsun.

ÇANAKKALE HARBİ'NDE SAVAŞAN ASKERİN RÛH HÂLİ

15 Ağustos 1331 yevm-i Cumartesi saat 10 raddelerinde dış denizden düşmanın donanması Akbaş iskelesinde bulunan yüklü vapurlarla ve cephâne dolu olan 9 adet maûnelere 15 adet mermi endaht edip (atıp) iskelenin sağ ve sol taraflarına, vapurların kırk hadfe (adım) yan ve deniz taraflarına mermiler düşüp patladı. Cenâb-ı Hakk'a şükürler olsun, ehl-i İslâm kardeşlerimizi muhâfaza eyledi. Elhamdülillâh hiç sakatlık olmadı.

Hele ol mermiler cephâne kollarının üzerinden geçerken bayağı ıslık çalar gibi vız vız ederek geçiyordu. Mermilerin vızıltısına arslan askerlerimiz cûş u hurûşa gelip sanki mermiyi el ile tutacak gibi hırslanıyorlardı. Hak Teâlâ Hazretleri cümle ordularımızda bulunan arslan kardeşlerimize îman selâmetliği ile dîn gayreti ve cesâretler ihsân buyursun, âmîn

Bu sahneler, Çanakkale gâzisi Mehmed Kâzım Efendi (Eşmeli)'nin harp esnasında kâğıda aktarabildiği gerçeklerdir .

Evlilik Programi!!!

Evlilik Programi

Degerli Teknik Servis,
Gecen yil aldigim    
"Erkek Arkadas 5.0" programini
"Koca 1.0"seviyesine yukselttim.
Ama tum sistem performanslarinda
Bir yavaslama sozkonusu,

ozellikle
"Erkek Arkadas 5.0" bolumunde
bulunan "Cicek 8.0"ve
"Mum İsiginda Yemek 6.3" islemleri
"Koca 1.0" programinda   yok..
"Koca 1.0" programi devreye girince
bir cok program devre disi kaldi.
"Romantizm 9.5" ile
"Ozel İlgi 6.5" kesinlikle devre disi,
ama bunun yerine
"Sinirsiz TV 0.4" ve
"Maraton 1.35" surekli calisiyor.
"Sohbet 8.0" ve
"Ev Temizligi 2.6"yi calistirinca da
sistemi cokertiyor.
Yukledigim :
"Kavga 5.3",
"Evi Terk Et 3.2" programlari da
hic fayda etmedi.
"Koca 2.0" surumunu yuklesem
ise yarar mi?
Sizce ne yapmam gerekiyor?

İmza
Umutsuz

=========================
Teknik Servis'ten Umutsuz'a ..

Sayin Umutsuz,
Bir kere bu olayi soyle gormeniz gerek

"Erkek Arkadas 5.0"
bir eglence paket programidir,
"Koca 1.0" ise
basli basina bir isletim sistemi.
"Beni sevdigini dusunuyordum.html"
komutunu yazarak "GozYasi 6.2"'
programini indirin ve    
"Suclu His 3.0"'i guncellemeyi unutmayin.
Eger bu uygulamalar dogru sonuc verirse
"Cicek 2.0"
ile
"Mum İsiginda Yemek 2..1"
kisa bir sure icin devreye girebilir.
Ama sakin bunlari
cok sik uygulamaya koymayin
yoksa "Koca 1.0" otomatik olarak
koruma programi olan
"Sessizce SuratAsma 2.5" devreye sokar.
Ama ne yaparsaniz yapin kesinlikle
"Kaynana 1.0"'i calistirmayin.
(Ekran goruntusunu bozan ve

sistem kontrolunu kaybettiren bir
virus kendiliginden ortaya cikar).
Ayrica "Erkek Arkadas 5.0" 'i
kesinlikle yeniden yuklemeyin.
Bu kabul edilmez uygulama
ciddi sorunlar yasatabilir ve
"Koca 1.0" bunu
kaldiramaz.
"Koca 2.0" ise size
ek yuk getirmekten baska ise yaramaz.

Kisacasi "Koca 1.0"
cok guzel bir isletim sistemi,
ama sinirli hafizaya sahip ve
yeni uygulamalari
hemen kavramaya musait degil.

Performans arttirici ek programlar tavsiye ederiz,
mesela "Sicak Yemek 3.0" ve
"Sevgi Sozcukleri 7.7" cok faydali olur.

İyi Sanslar,

Teknik Servis

TÜRKLERDE KADINi

"Dünün , bugünün ve yarının en değerli varlıkları Kadınlarımıza"

 

Aşağıdaki derlemeyi okuduğunuzda, İslamiyet öncesi Türklerde kadının hangi konumda olduğunu,  İslamiyetle birlikte Türk kadının, 2. hatta 3. sınıf bir konuma layık görüldüğünü daha iyi ayırd edebileceksiniz.

 

Mustafa Kemal Atatürk; Cumhuriyet'le birlikte kadınlarımıza haklarını (geri) vermiştir. Ancak kadınımız, Batılı kadın gibi bunun için mücadele etmediğinden ve hakları kendilerine Atatürk tarafından altın tepsi içinde sunulduğundan,  kanımca yeterince sahip çıkmamıştır.

Sahip çıkabilselerdi, bugün kara çarşaflar altında 3. sınıf konumda, sırtında sopası, karnında sıpasıyla bir yaşamı seçmez, üniversite kapılarında peruk takma hokkabazlığı yapmaz, başı dik, erkeğinin 4 adım arkasında değil yanında yürümeyi seçerdi. Seksin saç/baş kapatarak değil, eğitimle terbiye edileceğini, uçkuruna sahip çıkamayan erkeğin 'din' diyerek onu çarşafa gömmesini kabullenmek yerine, bununla mücadele etmeyi seçerdi.

Ona bu HAK verilmişti...

 

Her zaman olduğu gibi, aklı/irfanı hür, çalışan, üreten, konumunun 1. sınıf olduğunu bilen kadınlarımızı tenzih ederim.

 

TÜRKLERDE KADIN


Eski Türk toplumlarında aile en önemli sosyal birlik olduğundan, ailenin temelini teşkil eden kadın, Türk destanlarında ve Türk felsefesinde öyle yüce bir mertebeye kurulmuştur ki kadını öylesine yüce bir varlık haline getiren töreye ve kültüre hayran olmamanın imkanı yoktur. Kadın, erkeğin biricik yoldaşı ve çocuklarının anası olmak gibi önemli bir vazifeyle görevlendirilmiştir. Daha da önemlisi Türk Milleti'nin tek bereket kaynağıdır. Kendisine verilen bir takım haklardan dolayı hanların, hakanların, cengaverlerin önünde saygıyla eğildikleri bir şeref abidesidir.
Türk destanlarında kadın ilahi bir varlık konumuna gelmiştir. Öyle ki erişilip dokunulması, koklanması, kısaca beş duyuyla algılanmasının imkanı yoktur. Yaratılış Destanı'nda, Tanrı'ya insanları ve dünyayı yaratması için fikir ve ilham veren "Ak Ana" adında bir kadındır. Oğuz Kağan'ın ilk karısı, karanlığı yararak, gökten inen mavi bir ışıktan, ikinci karısı ise kutsal bir ağaçtan doğmuş insanüstü varlıklardır. Yakutlar'da "Ak Oğlan" ağacın içinden çıkan nurlu bir kadın tarafından emzirilmiştir. İlk Türk yazıtlarından olan Bilge Kağan kitabesinde Kağan: "Sizler anam, hatun, büyük annelerim, hala ve teyzelerim, prenseslerim..." hitabıyla söze başlar.


En eski Türk inancına göre, "Han ile Hatun" gök ile yerin evlatlarıdır . Kadın burada yedinci kat göktedir. Kadına, böylesine bir kutsallık veren törede kadının dövülmesinin, horlanmasının imkanı yoktur. Zaten Türk kültüründe ve destanlarında böyle bir durum göze çarpmamaktadır. Türk destanlarında kadın erkeğin daima yanındadır. Onların güç ve ilham kaynağıdır.

Dede Korkut hikayelerinden olan "Deli Dumrul"da, Dumrul canının yerine can bulma çabasına girince bunu kadınından bulmuş, kadını ona hiç çekinmeden canını vereceğini söylemiştir. Yine Türk kültüründe destan kahramanları iyi ata binen, iyi kılıç kullanan, iyi savaşan kadınlarla evlenmek istemektedir. Nitekim, Dede Korkut'taki Bamsı Beyrek hikayesinde yer alan "Banu Çiçek" bunun en güzel misalidir.
Kırgızların Manas Destanı'nda kadın, evin namusunun koruyucusudur. Kazaklar'da kadına verilen değer şu atasözüyle ne güzel anlatılmıştır: "Birinci zenginlik sağlık, ikinci zenginlik ise kadındır."
Tüm Türk destanlarında sarsılmaz bir saygı, sevgi ve sadakat vardır. Gerdeğe girdiği gün murad alıp vermeden yalnız kalan kadın kocası ölünceye kadar onu bekleyeceğine ve üzerine bir erkek sinek bile kondurmayacağına and içerdi. Kadınların savaşta düşmanın eline geçmesi büyük bir zillet sayılırdı. Oğuz Kağan Destanı'nda ırza tecavüz edenlerin öldürülüp veya gözlerine mil çekildiği ifade edilmektedir.
İranlı bir tarihçi olan Gerdizi de "Malumdur ki Türk kadınları çok iffetlidirler." derken, Türk kadınının ahlaki temizliğini övmektedir. Bu övgü boşuna değildir. Nitekim kadın adları arasında temiz, faziletli manasına gelen "Hun, Sabir, Arig, Arık, Uygur Silink, Kazan Silu" gibi adların bulunması sebepsiz değildir. Aynı şekilde İbni Batuta Şehnamesi'nde Kırım'daki hatıralarını anlatırken şöyle demektedir.
"Burada tuhaf bir hale şahit oldum ki o da Türkler'in kadınlarına gösterdiği hürmetti. Burada kadınların kıymeti ve derecesi erkeklerinden daha üstündür."

İslamiyet öncesi Türk toplumlarında kadınsız bir iş görülmezdi. Kadın erkeğin tamamlayıcısıydı. O sürekli erkeğin yanındaydı. Hakanın buyrukları yalnız "Hakan buyuruyor ki" ifadesiyle başlamsı geçerli kabul edilmezdi. Yabancı devletlerin elçilerinin kabulünde hatun da hakanla beraber olurdu. Tören ve şölenlerde kadın, hakanın solunda oturur siyasi ve idari konumlardaki görevlerini beyan ederdi. Mesela büyük Hun İmparatorluğu adına Çin ile ilk barış antlaşmasını Mete Han'ın hatunu imzalamıştır.
Ebul Gazi Bahadır Han, Şecere-i Terakime'de, Oğuz ilinde, yedi kızın uzun yıllar beylik yaptığını anlatmakta ve bu kızların isimlerini şöyle sıralamaktadır: "
Boyu Uzun Burla, Bargın, Salur, Şabatı Hatun, Künin Kürkli, Kerge Buladı, Kupatlı Hanım."

Türk kadını, diğer toplumlarda olduğu gibi baskı altında tutulmuyor, aşağılanmıyordu. Kadının yükselişi Altay Dağlarının en yüksek tepesine "Kadınbaşı" ismi verilerek, sanki çağlar sonrasına bir mesaj gibidir .
İslam öncesi Türk topluluklarında kadına böyle bir bakış açısı var iken, Türk toplumu dışında kalan milletlerde kadının durumu acınacak bir haldedir.

Cahiliye devri Araplarında, kadının kocası yanındaki değeri, alınıp satılan bir maldan farksızdır. Arap erkeği adet zamanında kadınla bir arada oturmaz, onunla yiyip içmezdi. Aynı dönemde yine burada kadının miras hakkı yoktu. Oysa, Türk kadını miras hakkına sahiptir. Mesela; Yakutlar'da kadının kendine ait mülkü mevcuttur. Buna "and" veya "nemse" adı verilir. Kadının bunu istediği gibi kullanma hakkı vardır. Ölen bir kocanın karısı var ise; bunun mirastan iki hali olur.
1. Kocanın oğlu veya kızı, oğlunun oğlu veya kızı ile beraber bulunuyorsa sekizde bir,
2. Bunlardan hiç biri kadının yanında değilse dörtte bir miras alırdı.

Aynı dönemlerde kadınların diğer toplumlardaki durumunu incelemeye devam edelim. İngiltere'de XI. asra kadar kocalar karılarını satabilirdi. Hıristiyanlar ise; kadına şeytan gözüyle bakmışlardır. Yine İngiltere'de kadın "murdar" bir varlık sayıldığı için ]ncil'e el süremiyordu. Kadınlar İncil'i okuma hakkına Henry devrinde (1509-1547) sahip olmuşlardır.
İngiliz piskoposu Dour'un 1888 yılında Westminster Kilise'sinde vaaz verirken söyledikleri tüyler ürperticidir..
"Bundan yüz sene öncesine kadar kadın erkeğin sofrasına oturma hakkına sahip olmadığı gibi sorulmadan söze başlaması da caiz değildi. Kocası baş ucuna kocaman bir sopa asardı ve karısı ne zaman emrini tutmazsa onu kullanırdı. Kadının sözü kızlarına geçmezdi. Erkek çocuklar ise; analarına ev işinde bir hizmetçi kadından fazla paye vermezlerdi."

Çin'de ise, boşanma hakkı sadece erkeğe mahsustu. Kadının böyle bir hakkı yoktu. Oysa Türk kadını tüm bu haklara sahipti. "Koca karısını, kadın da kocasını boşayabilirdi. Koca karısının getirdiği çeyizinin bedelini verirken, kadın para vermek veya mihrinden vazgeçmek suretiyle kocasından boşanabilirdi."

Budizm'in kurucusu Buddha ise; ilk başlarda kadınları dinine kabul etmemiştir.

 

Eski Türk kadını Roma kadınından da fazla haklara sahipti. Roma hukukunda kadın, kendi malına hükmedemezdi, vasiyet yapamazdı. Roma hukuku kadını ergin kabul etmiyordu. Onu noksan akıllı sayıyordu. Romalı kadın Jüstinyen devrine kadar tam bir esir hayatı yaşamıştır. Roma'da dul kadının evlenmesi suç sayılıyordu.

Yine Çin'de yeni doğan çocuk, erkekse pahalı kumaşlara, kız ise bez parçalarına sarılırdı.

İran'da kendilerine eş olan kızlar günahkar sayılmışlardır. İran'da kanlarını bozmamak için yakın akrabalarla evlilik uygun görülmüştür. Bu sebepten anaları ve kızkardeşleriyle evlenenler ortaya çıkmıştır.

Aynı şekilde Cahiliye Araplarının kız çocuklarını diri diri gömmeleri acı bir gerçektir. Kız çocuğa sahip olmak şerefsizlik sayılmıştır.

İşte bu dönemlerde, Türk kızları ve kadınları, toplumun şerefli bir ferdi olarak itibar görmüşlerdir. Türk kadınının böyle ihtişam içinde ve saygı görerek yaşaması Türk karakter ve kültürünün yüksek değerini ifade eder.

'En şefkatli lider Atatürk'

'En şefkatli lider Atatürk'

İngiltere'de yayımlanan The Independent gazetesinin Ortadoğu uzmanı köşe yazarı Robert Fisk, ulu önder Atatürk'ün Gelibolu'da şehit düşen yabancı askerler için söylediği sözlerin, ''Müslüman bir lider tarafından sarf edilmiş en şefkatli ifadeler olduğunu'' yazdı.

''Gelibolu'nun hayaletlerinden alınacak dersler'' başlıklı makalesinde kendi aile tarihi ve Yeni Zelanda bağlantılarını uzun uzun anlatan Fisk, Gelibolu savaşının batının bir Müslüman ordu karşısında 20. yüzyılda aldığı en büyük yenilgi olduğunu belirtti.

''Yeni Zelanda'nın

Gelibolu'daki büyük kayıpları karşısında acı duymamak için insanın kalbinin taş olması gerektiğini'' kaydeden yazar, Gelibolu'ya gönderilen 8450 askerden 2721'inin öldüğünü, 4752'sinin yaralandığını ifade etti.

''Başka hangi ülke bir savaşta ordusunun yüzde 88'ini bir şekilde kaybetmiştir?'' sorusunu yönelten Fisk, Yeni Zelanda'da bir kilisede tanıştığı yaşlı bir kadının babasını Gelibolu'da kaybettiğini kendisine anlatırken, ''Babam için onlar Müslüman değil, sadece birer düşmandı. O, Müslümanlara karşı değil, yalnızca ülkesi için savaşıyordu'' dediğini aktardı.

Aynı yaşlı kadının yaşadığı yerdeki Müslümanların sayısının artışından şikayetçi olduğunu da belirten Fisk, 11 Eylül'ün gölgesinin artık her yerde hissedilmeye başlandığını yazdı.

Atatürk'ten ''Laikti, sigara tiryakisiydi ve Arapça harfleri, peçeyi  kullanımdan kaldırmıştı, halifeliği lağvetmişti ancak bir Müslüman'dı'' diye söz eden yazar, Atatürk'ün evlatlarını Gelibolu'da yitiren Avustralyalı ve Yeni Zelandalı aileler için sarf ettiği sözlerin önemine işaret etti.

Atatürk'ün yabancı orduların şehit düşen askerleri için,
''Şimdi dost bir ülkenin topraklarında yatıyorsunuz. Huzur içinde uyuyun. Bizim için Mehmetler ile Jonny'ler arasında bir fark yok '' dediğini, yabancı şehitlerin annelerine de ''Oğullarını uzak ülkelerden buraya gönderen anneler siz de gözyaşlarınızı silin. Oğullarınız şimdi bizim bağrımızda huzur içinde yatıyor. Canlarını bu ülkede kaybederek, onlar artık bizim de evlatlarımız oldu'' mesajı gönderdiğini kaydeden Fisk, ''Merak ediyorum, acaba Usame bin Ladin bu konuda ne düşünüyor?'' diyerek yazısını noktaladı.

 

Galatasaraylı olmaktan utanmak..

Galatasaraylı olmaktan utanmak..

Eğer bunlar, bu reziller, bu hainler, bu ahmaklar, bu aşşağılık mahluklar kendilerine Galatasaraylı diyorlarsa ve öyle kabul ediliyorlarsa, bilin ki, ben G.Saraylı değilim..
Ben bu utancın parçası olamam..
Bunlar bir defa ahmak..
G.Saray fırtına gibi oynuyorsa, G.Saray Fener'e soluk aldırmıyorsa, maçın o hızla, o tempoda devam etmesini ister G.Saraylı olan..
Oyunu beş dakikada bir durduran, G.Saray'ın hızını kesip, Fener'e nefes aldıran kişi, ya ahmaktır, ya da casus..
Bunlar hain..
G.Saray kupaya devam edecekse, ligde şampiyonluk yarışını sürdürecekse, Ali Sami Yen Stadı'na şiddetle ihtiyacı var. İstatistikler gösteriyor ki, G.Saray'ın Sami Yen dışındaki maçlarda durumu harap.. Peki o zaman bu stadı ille de kapattırmak için çırpınan o yüzlerce, binlerce kişinin yaptığının adı, ihanetten başka ne olabilir?..
Bunlar rezil.. Bunlar aşşağılık..
Maçı ekran başında milyonlar izliyor.. Bu milyonlara sunulan "Batıya açılan pencere G.Saray" tablosu bu mudur?..
Bu G.Saray'a yakışır mı?.. Bu spora yakışır mı?.. Bu insanlığa yakışır mı?..
"Lanet olsun" diye bağırdım.. "Bu takımın kupada devam hakkı yok. Bu takımın kupa alma hakkı da yok.. Elensin gitsinler.." Sakın ha.. Sakın ha hiç kimse kalkıp "Birkaç kendini bilmez" edebiyatı yapmasın.. Su şişeleri, tamamen organize bir gösteri olarak, VIP tribünleri dahil her taraftan yağmur gibi yağdı..
Sakın ha.. Sakın ha hiç kimse "Ya Fener Stadı" demesin.. İşte orda köşeye yakın oturmuş birkaç kendini bilmez vardı gerçekten..
Bu çirkin, bu iğrenç, bu rezil, bu korkunç sahne yoktu..
Türkiye Futbol Federasyonu şu sıralar yurtdışında, Türkiye'ye verilen altı maç seyircisiz cezası ile meşgul.. Savunmanın temeli "Seyircinin hiç suçu yokken, neden seyircisiz cezası?.."
Derhal gözlerini içe çevirmeliler.. Derhal, çok kısa zamanda, G.Saray, şampiyonluğuna bile mal olsa, çok ağır saha kapatma cezaları almalı..
Bu insanlıktan nasipsiz mahlukları terbiye etmek için ağır cezanın dışında yöntem yok..
G.Saray'a tokat gibi inen, şok etkisi yaratan ibret-i alem bir ceza verilmeli ki, Türkiye bir daha böyle rezil manzaraları yaşamasın..
Öyle bir ceza gelmeli ki, sahaya bir şey atmaya davrananı bunan böyle yanında oturan gerçek G.Saraylılar eşek sudan gelinceye kadar dövsünler, sessiz kalıp seyretmek ve suç ortağı olmak yerine..
Futbol Federasyonu "Sen seyircini savunuyorsun, işte senin seyircin bu" diye önüne Ali Sami Yen manzaraları konduğunda, "Ama biz de onlara en ağır cezayı verdik zaten" diyebilmeli..
Futbol Federasyonu olağanüstü toplanmalı.. Olağanüstü kararlar almalı..
Yoksa bu ligin sonu kanlı!..



 

 

Xbox Live Recent Games

An error occurred loading this module.

undefined

Loading...

undefined

Loading...